27 Mayıs 2018 Pazar

Dua



Ya Rabbi !

Hayrı ve şerri ayırt edebilmeyi,
imtihan olarak verdiklerine yürekten Amenna diyebilmeyi, ömrümüz boyunca göstermiş olduğun
yoldan yürüyebilmeyi ve seni en çok sevenlerden
olmayı bana ve sevdiklerime nasip eyle. 

Âmin...

Sabır ve Şükür



Sadece sabrın kadar güçlü, şükrün kadar olgunsundur bu hayatta.
Ve dua'ların kadar değerlisindir Allah katında.
Kuldan istemek ve kula yalvarmak senin değerini düşürürken, ancak O'ndan istemek senin değerini artırır.
Rabb'im ne yarattığı kullarına muhtaç,
Ne de dualardan umudumuzu kesecek kadar eksik etmesin bizleri.

Amin..

21 Mayıs 2018 Pazartesi

DİNLE..! Ancak dinlersen bir hikâyenin hem şahidi hem anlatıcısı olabilirsin!


SEVGİ, 

GÖRMEKLE OLSAYDI AŞIK VEYSEL NASIL DESTAN YAZARDI SEVDASINA..


Günler aylara, aylar yıllara evriliyor da konuşmasını beklediklerimiz halâ sessizliğini koruyor.

En çok da “umduğuna” küsüyor gönül. “Elbet bir gün buluşacağız!” diyene, “Bu böyle yarım kalmasın için ne yaptın?” diye haykırmak istiyor.

Yerli cümleler yersizleşiyor.
Hislere tercüman olan kelimeler bir sınanmışlığın şiddetinde değilleniyor. Verilen sözler iradi bir unutulmuşluğa terk ediliyor.

Duygular ekşimeye başlayınca yol bulup arşa yükseliyor sitemler.

Yaşanmışlıklar, paylaşılmışlıklar heder edilirken haklar ve hukuklar da bile isteye ehil olmayan ellere emanet ediliyor.
Peşinden gidilmiyor, arkası aranmıyor…

Akrabalık bağları bile gevşeyip çözülüyor.
Ana babalar evlatlarına yabancılaşıyor.

Söylemenin tesiri olmasa da söylemek istiyor insan.
Bu sağırlığa sadece gönül değil vicdan da razı olmuyor.

“Sorulmayınca” iltihap topluyor yaralar.
Sesi duyulmayınca derinleşiyor mazlumun yalnızlığı. Bildiği halde bilmezlenenler, tanıdığı halde görmezlenenler, nice acı kahvelerin hatırını feda edenler zorlaştırıyor “insan olma”yı.

İlişkilerin de paranteze alınıp bekletilebileceğini sanıyor bazıları.
Hislerin dondurulabileceğini. Sevginin mazeretle sıvanabileceğini.
“Nerede kalmıştık?” diyerek yola devam edilebileceğini…


Ve Hazreti Mevlânâ’nın dilince, “dinlemek”le başlıyor insan olmak…

Zira ancak “insanın hikâyesi”ne açılmak sana, kendinden uzak düşmüşlüğün mesafesini ölçtürüyor.

“Dile kulaktan başka müşteri yok.” diyor Hazret.
Dinlemezsen anlayamaz, kendi kalbine yol bulamazsın.

Ancak dinlersen bir hikâyenin hem şahidi hem anlatıcısı olabilirsin!

DİNLE!

Ney gibi inleyen gönüllerden.

Hikâyeti de dinle, şikâyeti de.

Mademki insansın, işitmenin mesuliyetinden azade değilsin.
 Duydukça değil, sustukça ölüyorsun.

Var olmayı seç!


“Geçen yılın kelimeleri geçen yılın diline aittir.” der T. S. Eliot.
“Yeni yılın kelimeleri yeni bir ses bekler” daima.
O sesi bul.
Düne ait kelimeleri dünde bırak.
Cesur ol ve bugün bize dünü unutturacak şeyler söyle.
Zulme verilecek cevabın yoksa sen de yoksun.

Var olmayı seç!
---


ÖZLENEN GENÇLİK



Kendisi için ve bu dünya için değil, 
ilkeleri için, ilkelerinin ülkü"lere dönüşmesi için, ülkü"lerinin ülke"sini bulması, dünyasını kurması için yaşayan bir gençlik
İnsanlığın sorunlarıyla hemderd olan, Müslümanların sorunlarıyla hemdost olan, Ülkesinin sorunlarıyla hemhâl olan bir gençlik.
-
Ahlaksız ekranları seyrederek büyüyen bir çocuğun edepli olmasını beklemek, diken ekilen bir arsanın gülbahçesi olmasını arzulamak gibidir.



Samimiyet sınavının soru kitapçığı önümüzde cevap zamanı…

İnsanın niteliği niyetine bağlıdır…


Görselliğin, görünürlülüğün, göze girmenin, gövde gösterisinin öne çıktığı bir zaman diliminde gösteriş dininden nasıl korunacağız?..
Rıza-i İlahi’yi rant, reyting, rekabet, reklam, rövanş, rütbe ve en önemlisi riyaya kurban vermeden nasıl yürüyeceğiz?..
Sayımız çoğalırken samimiyetimiz azalıyorsa seferi sürdürebilmemiz mümkün değil… 
Samimiyetin olmadığı yerde hak sudur olmaz…
Evet, şu imtihan dünyasında samimiyet sınavında sınıfta kalanlar, davayı ne temsil ne de tebliğ edebilirler.

(Sözünüzü ister gizleyin ister onu açık söyleyin... 
Muhakkak ki O, sadırların (kalblerin, gönüllerin,sinelerin şuurlarin) bizati=bizzat zatı, kendi olarak Bilen’dir. 
(Mülk 13) 

'İnnallahe aliymun Bizatissudur' 
(Bakara 119/154) 

'ŞÜPHESİZKİ ALLAH KALPLERİNİN ZÂTI OLARAK BİLEDİR'

Koltuğa değil, hizmete Alkışa değil, Rıza-i İlahiye, İnsanların övgüsüne değil, duasına talip ol, Koltuk, alkış ve övgü; güneş doğunca eriyip su ve çamur olan ‘kardan adam’ gibidir.
-
Zaman ve şartların zorluğunu tekrar edip durmak acziyettir. 
Çare; ilahi iradeye teslimiyet, kulluk şuurunu idrak ve gereğini ifa edebilmektir.
-
Küreselleşme ile birlikte yaygınlaşan virüs; bireyselleşme ve bencilleşme… 
Bencilliğe dayalı güç alanları ve ben-merkezcilikler hızla artıyor…
-
Bencillikten beslenen beyinlerin toplumsal bilinci oluşmuyor… 
İnsanlığın sorunlarına kulak tıkamaktan başka bir özellikleri kalmıyor…

-
Dava aidiyetini işlerken dayatmayan, dünyevileşen Müslümanlara makul çözümler sunan, yeni bir dayanışma ruhunu ve ortak değerler bilincini inşa eden zeminler hazırlamak durumundayız…
Yeryüzünün halifesi olan bizler, sadece kendini düşünen, hazcı ve çıkarcı bir çizgiye düşmekten uzak durmalıyız…
-
Evet O (cc) bizden samimiyet istiyor…
Toplum bizden samimiyet bekliyor…
Dava bize samimiyet yüklüyor…
Samimiyet sınavının soru kitapçığı önümüzde cevap zamanı…
İnsanın niteliği niyetine bağlıdır…
Niyetimiz halisane Allah’a kulluk mu yoksa Allah’ı kullanmak mı?
-
İmanın insana ve insan yaşamına nüfuzu ihlas üzerinden gerçekleşiyor…
İhlas ile hevayı, hevesi, nefsi, mahlukatı, hesabı aradan çıkarıp hasbî, kalbî, fıtrî bir iklime uzanıyoruz…
 Tüm davranış, düşünüş, duruş ve duyuşlarımızı ahiret üzerinden değerlendirmeye alıyoruz…
-
Din bulanıklık, belirsizlik, başıboşluk kabul etmiyor…
Münkirlerle sınavın yolu imandır…
Münafıklarla sınavın yolu ise ihlastır.
Şahitliğin gerek şartı samimiyettir… 
Kulluğun sigortası samimiyettir.
İhlas iç tutarlılığın ve içtenliğin ifadesidir… 
“Allah için olma” iddiasının içini doldurabilme becerisidir.

{ Kalbimin Huzuru }


ORUÇ, Yola koyuyor içimizin şefkat kervanlarını.

Açlık mağarasına çekiliyorsun. 
Mağarada Rabbinle baş başa kalıyorsun. 
Yapayalnız. 
Rabbini biricik biliyorsun. 
Orucun çilesine sessizce razı olurken, Rabbinle yetinmeyi tercih ediyorsun. Araya kimseleri sokmuyorsun. 
Sen ve Rabbin.
---
"Oku"maya çağırıyor seni oruç. 
Eşyanın küllerini dağıtıyor.
 Yeni bir bakış alıyorsun orucun gözlerinden.
 Sıradanlaştırdığın ekmek ve su yeniden gözde oluyor.
 Dağılmış şehir, bir vaktin avucunda buluşuyor, birleşiyor. 
Unutulmuş heyecanlar bir iftar bekleyişinin eşiğinde toplanıyor.
---
Hira yolcusunun sancılarıyla yürüyorsun. 
Merhamet gözeneklerini açıyor oruç. 
Yaşamak için değil sadece, yaşatmak için var olunabileceğini anladın.
 Kalbine asil dertler yükleniyor. 
Yetim ve öksüzlerin isimsiz hüznü dokunuyor tenine.
 Aç ve muhtaçların sessiz sancını duyuyorsun..
__
Bir topraktır oruç...
Bir saksılık toprak gibi pencere önünde. 
İçinde hayallerin yeniden sulandığı… 
Her kıpırtısında çocuk sevinçlerinin yeniden uyandığı… 
Bir o kadar tanıdık, bir o kadar yeni…

---
Bir yağmur gibi ORUÇ....
İçimizde öldürdüğümüz acımalar, küllendirdiğimiz merhametler bir damlanın dokunuşuyla filizlensin, göğe ağaç ağaç ağsın diye. 
Yetim başını okşayan meyvelerle, komşuyu da hatırlayan çiçeklerle, eksildiğimizi/eskidiğimizi açık eden kokularla dal budak salsın diye…
----

ORUÇ,
 Yetim bıraktığımız umudumuzu, sokağa terk ettiğimiz merhametimizi yeniden eve alıyor. Yola koyuyor içimizin şefkat kervanlarını.

ORUÇ... 
Şükrün ırmağını akıtıyor çölleşmiş tenimizin vadilerinden.
 Sabrın yokuşlarında susatıp yeniden suya kandırıyor nankörlüğümüzü yeniden.


ORUÇ...
Bencilliğimin yakalarından tutup cömertliğin düğmelerine ilikliyor beni; yeniden b/akıtıyor hiçliğime, hiçlikten geldiğim gerçeğine…
---
Oruç...
İnsanın merhamet, acıma, şefkat ve yardımlaşma duygularının gelişmesine ve kuvvetlenmesine yardımcı olur. 
İnsanı ahlaki yönden eğiten ve onun ahlakını güzelleştiren, onu melekleştiren bir ibadettir.

---

Açları sardı yüreğiniz, muhtaçları sardı.
 Afrika'yı gördünüz, yaşadığınız şehrin açlarını - çıplaklarını gördünüz, matemhaneleri gördünüz... 
Gözleriniz görür hale geldi Oruç'un getirdiği Rahmanî basiretle... 
Oruç, Müslüman yüreği inşa eden Rabbanî bir lütuf oldu sizin için... 
Yara sarma sevinci kapladı yüreğinizi, insan olma sevinci ile buluştu yüreğiniz.

"Rabb'im bu sıcakta senin rızan için susuz kalanlara mahşerde "kevser" havuzundan kana kana su içmeyi nasip et. 

AMİN.

 { Kalbimin Huzuru Kitabı }

Bir yağmur gibi ORUÇ..

Bir yağmur gibi.oruç..

İçimizde öldürdüğümüz acımalar, küllendirdiğimiz merhametler bir damlanın dokunuşuyla filizlensin, göğe ağaç ağaç ağsın diye.
 Yetim başını okşayan meyvelerle, komşuyu da hatırlayan çiçeklerle, eksildiğimizi/eskidiğimizi açık eden kokularla dal budak salsın diye…

Bir Topraktır ORUÇ...

Bir topraktır oruç...
Bir saksılık toprak gibi pencere önünde.
İçinde hayallerin yeniden sulandığı…
Her kıpırtısında çocuk sevinçlerinin yeniden uyandığı…
Bir o kadar tanıdık, bir o kadar yeni…

Yaşamak için değil sadece, yaşatmak için var olunabileceğini anladın.

Hira yolcusunun sancılarıyla yürüyorsun.
 Merhamet gözeneklerini açıyor oruç.
 Yaşamak için değil sadece, yaşatmak için var olunabileceğini anladın.
 Kalbine asil dertler yükleniyor.
 Yetim ve öksüzlerin isimsiz hüznü dokunuyor tenine.
 Aç ve muhtaçların sessiz sancını duyuyorsun..

"Oku"maya çağırıyor seni oruç.

"Oku"maya çağırıyor seni oruç.
Eşyanın küllerini dağıtıyor. 
Yeni bir bakış alıyorsun orucun gözlerinden. 
Sıradanlaştırdığın ekmek ve su yeniden gözde oluyor. 
Dağılmış şehir, bir vaktin avucunda buluşuyor, birleşiyor. 
Unutulmuş heyecanlar bir iftar bekleyişinin eşiğinde toplanıyor...

Açlık mağarasına çekiliyorsun.Sen ve Rabb'in...

Açlık mağarasına çekiliyorsun.
Mağarada Rabbinle baş başa kalıyorsun.
 Yapayalnız.
Rabbini biricik biliyorsun.
Orucun çilesine sessizce razı olurken, Rabbinle yetinmeyi tercih ediyorsun.
 Araya kimseleri sokmuyorsun.
Sen ve Rabbin.

20 Mayıs 2018 Pazar

Oruç ile Yara sarma sevinci kapladı yüreğinizi,



 Açları sardı yüreğiniz, muhtaçları sardı.
 Afrika'yı gördünüz, yaşadığınız şehrin açlarını - çıplaklarını gördünüz, matemhaneleri gördünüz...
Gözleriniz görür hale geldi Oruç'un getirdiği Rahmanî basiretle...
 Oruç, Müslüman yüreği inşa eden Rabbanî bir lütuf oldu sizin için...
 Yara sarma sevinci kapladı yüreğinizi, insan olma sevinci ile buluştu yüreğiniz.

Allah’tan daha güzel hüküm koyan kim olabilir?

Kur’an’ın bize yüklediği, akide, ahlak, amel, ahkam…
Bu dört şey çok önemli. “bunlarla adam olacağız. Sadece Kur’an ahlakını almakla da olmaz. Kur’an’da ameli bir hayat var, akidevi hayat var ve en önemlisi ahkam var.
“Onlar hala cahiliye hükmünü mü istiyorlar?
Yakinen bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm koyan kim olabilir?”
Bu dörtlüyü birlikte hayata taşımamız lazım.

Heyben; sevgi, neşe, umut, selam yüklüysen,


Heyben doluysa
(sevgi, neşe, umut, selam yüklüysen)
Haydi Bismillah,
Çıkalım ve insanlara dağıtalım..!

ES-SELAM


ES-SELAM
Bu ismin üç manası vardır. 
1. Selamete çıkartan.
 2. Selamette olan, yani zatının tüm hata ve kusurlardan  olmmün ezzeası,
3. Kullarına cennette selam veren demektir. Şimdi bu üç manayı tek tek anlamaya çalışalım:

Allah Selam'Selam isminin bu manasını kısa başlıklar altında anlamaya ve bu ismin tecellisini mahlukatta görmeye çalışalım:

Yarattıklarını düşmanlarının saldırılarından kurtarmakla selamete çıkartan:

İşte gökyüzünde bir avcı.
 Gözünü yerdeki avına dikmiş. İlham ile tehlikeyi hisseden av ve kaçmaya başlıyor... Ve saldırıdan kurtuldu.

İşte bu sahnede kartalın avını kaçırması ile kartalda Mani ismi tecelli ederken, avda ise düşmanının saldırısından kurtulmasıyla Selamismi tecelli etmiştir. Ve düşmanlarının saldırılarından kurtulmakla Selam ismini mahzar olan diğer canlılar...

Hayatının devamı için lazım olan cihazları vermekle selamete çıkartan:

işte bir balık ve tehlikelerle dolu bir deniz … ve saklanmış avını bekleyen bir avcı… Ve avcı avını yakaladı… Ve bakın Allah'ın Selamismine, balığı şişirmekle avcının elinden nasıl selamete çıkartıyor.

Ve bir kaplumbağa,.. 
Selam ismi onda da gözükmüş, taş gibi sert kabuğu ile düşmanlarından selamete çıkartılmış.

Ve kendine takılan cihazlarla düşmanlarının saldırılarından kurtulan ve Selam ismine ayna olan diğer mahluklar…

Evet, yarattıklarına düşmanlarından korunabilecekleri cihazları takmak Selamisminin bir tecellisi olduğu gibi, onları kamufle etmekle saklayıp düşmanlarına göstermemek ve bu cihetle onları selamete çıkarmak daSelam isminin bir tecellisidir.

İşte bir yengeç,.. bir bitkiden kestiği püsküller ile kendisini kamufle ediyor.

Ve kamufle ile Selam isminin gözüktüğü diğer canlılar…..

Anne karnında bir bebek, aciz, zayıf ve savunmasız… Onu o dar mekanda boğulmak, aç kalmak, zehirlenmek gibi tehlikelerden muhafaza edip, selametle dünyaya çıkartmak, Allah’ın Selam isminin bir tecellisidir.

Ve insanın görünmeyen düşmanları: Mikroplar! Mikroplara karşı insanın bedeninde bir savunma sistemi kurmak ile onları hastalıklardan korumak ve bazen bir çok hikmete binaen hasta edip şifa vermek de Allah'ın Selam isminin bir tecellisidir.

İnsanın vücuduna savunma sistemi kuran Allah, büyük bir insan olan dünyayı da savunma sistemleri ile donatmış ve Selamismini, farklı farklı tecellileri ile bizlere tanıttırmıştır. İşte bunlardan bir tanesi: Dünyamızı çepeçevre kuşatan atmosfer: Canlılar için zararlı olabilecek gök taşlarından, zararlı ışınlara kadar bir çok tehlikeye siper olmakla Allah'ın Selam ismine büyük bir ayna olmuş.

Ve bizler, her an bu isme aynayız ve bu ismin tecellisine muhtacız . Kaçınılmaz bir trafik kazasından umulmadık bir şekilde kurtulmak ve canlı çıkılması mümkün olmayan bir kazadan yara almadan çıkmak, çatıdan düşen bir kiremitin başımıza değil de, yanımıza düşmesi, depremde evimizin yıkılmaması veya yıkılan bir binanın altından ölmeden kurtulmak, tehlikeli bir ameliyattan sağ salim çıkmak ve bunlar gibi görünür ve görünmez tehlikelerden selamete çıkmamız Allah'ınSelam isminin bir tecellidir.

Selam isminin ikinci manası Allah'ın bütün eksikliklerden ve kusurlardan münezzeh olması, yani selamette olmasıdır. Selamisminin bu manası Kuddüs ismine benzer. Bu manada her bir mahluk Allah'ın Selam ismine şahitlik eder. Dilerseniz bir çiçeğin Allah'ınSelam ismine olan şehadetini hep beraber görelim.

Bir gülü yaratmak için, sanatkarının hangi sıfatlara sahip olması gerekir?

İlk önce aciz olmamalı, kudreti sonsuz olmalı. Çünkü çiçeği basit tohumdan çıkartmak sonsuz bir güce sahip olmakla mümkün. Aciz olan çiçeğe usta olamaz. İşte çiçek varlığı ile Allah'ın acizlikten selamette olduğuna ve sonsuz bir kudrete malik olduğuna şehadet eder.

Ve ustası cahil olmamalı, alim olmalı. Çünkü çiçekdeki hikmet ve sanat ancak sonsuz bir ilim ile izah edilebilir. Hem bu çiçek güneşinden havasına, bulutundan toprağına kadar bütün alem ile alakadardır. Bu münasebetleri ancak ilim sahibi bir zat düzenleyebilir. İşte çiçek kendindeki sanat ve hikmetin lisanıyla ve her şeyle münasebetlerinin düzenlenmesi cihetiyle Allah'ın cahillikten salim olduğuna ve nihayetsiz bir ilme sahip olduğuna işaret eder.

Ve çiçeğin ustası kör olmamalı, görmeli.Çünkü yapan yaptığını görür. Göremeyen yapamaz. İşte gül varlığı ve kendindeki mükemmel sanat ile Allah'ın körlükten selamette olduğuna ve her şeyi gören basir olduğuna şehadet eder

Gül yoktu, var oldu. Varlığı yokluğuna tercih edildi. Demek sanatkarında irade sıfatı var. Tercih edemeyen, iradesi olmayan gülü yapamaz. İşte gül varlığının yokluğuna tercih edilmesiyle Allah'ın iradesizlikten selamette olduğuna ve mutlak irade sahibi olduğuna şehadet eder.

Hem bakın güle nasıl merhamet ediliyor, ihtiyaçları ne güzel karşılanıyor. Gül bu haliyle Allah'ın merhametsizlikten selamette olduğuna ve Rahim ismiyle isimlendiğine şehadet eder.

Bu gül gibi milyonlarcası aynı anda yaratılıyor. Her birine ziynetler takılıyor. Demek bunların sahibinin bitmez tükenmez hazineleri var. Fakir olan bunlara sahip olamaz. İşte gül binler arkadaşı ile Allah'ın fakirlikten selamette olduğuna işaret eder ve gani, yani zengin olduğunu ispat eder.

Bunlar gibi daha birçok lisan,.. İşte her bir mahluk yüzlerce lisanlarla Allah'ın Selamolduğuna ve bütün noksanlıklardan ve kusurlardan beri olduğuna şehadet ederler.

Selam isminin 3. manası da cennette kullarına selam verendir.
r. Bu isim ile yarattıklarına tecelli edince onları düşmanlarından, sıkıntılarından, tehlikelerden, musibetlerden ve her türlü kederlerden selamete çıkartır. Şimdi
Bu mana Yasin suresinde “Onlara Rabbi rahimlerinden bir selam vardır.” ifadesiyle beyan edilmiştir. Allah, bu dünyada Selamismini bizlerde tecelli ettirdiği gibi, bu isimle bize cennette de tecelli etsin ve bizler Allah'ın selamını işitmekle bahtiyar olalım.(Âmin)

Uçurum çiçekleri sabrın belki de dünyadaki en güzel örneklerindendir.

Uçurum çiçekleri sabrın belki de dünyadaki en güzel örneklerindendir.


Kendilerini alıp koklayacak bir el olmayacağını bilmelerine rağmen yine de onlar ümitlerini hiç yitirmeden uçurumda güzelliklerini sergileyerek kendilerini alıp koklayacak bir el beklemektedirler.
Ancak onları ne okşayan olur ne koklayan.
Buna rağmen beklemeleri sabrın en güzel örneklerindendir.
Kişi ümidini yitirmeden Hakk’a tam bir teslimiyetle sabretmelidir.